STING - Müzik Kariyeri ve Biyografisi

Resimli Webster sözlüğüne bakın, karizma sözcüğünün karşısında bu adamın resmi var: Sting

Asıl adı Gordon Matthew Sumner

2 Ekim 1951 tarihinde Newcastle Upon Tyne'da doğdu.

Sting lakabı (arının iğnesi anlamına gelmektedir, malum) bir gün provaya çıktığında üstünde bulunan sarı siyah enlemesine çizgili futbol formasından geliyor.

Onu bu haliyle bir arıya benzeten arkadaşları 'Stinger' lakabını verdiler, daha sonra bu lakap 'Sting'e dönüştü.

Okulu bitirince erkenden evlenip çocuk sahibi oldu. Geçim derdine, Katolik Okulunda İngilizce öğretmenliği ve futbol koçluğuna başladı. Sonradan öğretmenlikten ayrılıp müzisyen olmaya karar verdi.

Dedikodulara bakılırsa, öğretmenliği bırakmasının nedeni, kız öğrencilerinden biriyle arasında geçen bir ilişkidir. Hatta Don't Stand so close to me şarkısının bu olayı anlattığı rivayet edilir.

BBC'deki bir talk-show programında programda Sting'in sorulara verdiği cevaplardan bazılarını aktarayım da, oturduğum yerden 'Araştırmacı gazetecilik' oynayayım bari..

"Babam, yaptığım işi hiç ciddiye almadı. 'Ne zaman doğru dürüst bir iş yapacaksın?' der dururdu. Ama en büyük iltifatını da ölüm döşeğinde yapmıştı bana.. 'Bak baba, ellerimiz aynı.. Benimkiler adeta seninkinin bir kopyası' demiştim. 'Evet ama sen o elleri benden daha iyi kullandın..' dedi"

"Evet.. Okulda dayak yedim. Aslına bakarsanız bana faydası da oldu. Yani 2000 genç erkeği başka nasıl disiplin altına almalarını bekleyebilirdiniz ki o yıllarda?"

"Okulu sevmedim aslında. Ama orada tanıdığım bir kaç İngilizce öğretmenime hala minnetarım. Okul bittikten sonra da yeni şeyler öğrenmeye devam etmemi onlar sağladı."

"16 Yaşına kadar etrafımda kız yoktu denebilir. Erkek okulunda okudum ben. O zamanlar bir dans kulübüne gidip, gördüğümüz bir kıza yaklışıp 'Afedersiniz, dans edebilir miyiz lütfen?' diyebilmek, eğer cesaretimizi toplayabilmişsek yani, yapabileceğimiz en büyük kahramanlıktı. Kız bizi umursamadan tavana bakar, cevap bile vermezdi. Biz de 'teşekkürler..' deyip ayrılırdık yanından"

"Öğretmenlikten neden mi ayrıldım? Parası çok düşüktü. Ayrılacağımı söylediğimde 'Ama emekliliğini yakacaksın' dediler, 'gene de ayrılıyorum' dedim"

"Steward Copeland bana telefon numarasını vermiş ve 'Londra'ya gelirsen beni ara.' Demişti. Londra'ya geldiğimde elimde başka telefon numarası da yoktu zaten. Onu aradım ve 'Hey, şehre geldim..' dedim. 'Nerdesin şu anda?' diye sordu.. 'Aslına bakarsan, evinin olduğu caddedeyim' dedim."

"Roxanne şarkısı ilk çıktığında BBC yasaklamıştı, biliyor musunuz? Evet,bir fahişeden bahseder bu şarkı. Sokakta iş tutan fahişeleri ilk gördüğümde 'Acaba bunların aşk hayatı nasıldır?' diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yani, iki boyutlu aşk pek de ilginç değildir. Ben seni severim, sen beni seversin. Bunun üstüne pek fazla tema çıkmaz. Ama aşk üç boyutlu olursa, sen onu seversin fakat o bir başkasını sevmektedir, işte o zaman ilginç bir konu yakaladın demektir."

"Amerika'daki ilk konserlerimizden birinde sadece 3 dinleyicimiz vardı.. Ama salonun değişik köşelerinde oturuyorlardı. Biz de (Police grubu) üç kişiydik zaten. Onlara dedim ki 'Hey, uzakta dumayın, şöyle yakına gelin.. Sizlerle tanışalım..' Sonra öğrendik ki bu üç dinleyici de yerel radyolarda çalışan DJ'lermiş. 'Biz sizin plaklarınızı çalarız hep..' dediler.. Seyircinizi asla küçümsememek lazım, anlıyorsunuz değil mi?"

"Every Breath You Take şarkım en başarılı olduğum ve en çok gurur duyduğum şarkıdır. Berbat günler yaşıyordum bu şarkıyı yazarken, dünya omuzlarıma yıkılıyordu sanki. O sırada Jamaika'da, bir zamanlar Ian Fleming'in oturduğu banktaydım ve bu şarkıyı yazdım. Başarılı olacağını hemen anladım. Amerikan müzik listeleri tarihinde en uzun süre bir numara kalan şarkıdır bu."

(11 Eylül tarihinde düzenlediği özel konser parti hakkında)
"Toskana'daki evimde bir parti verecektim ve 200 kişiye zaten davetiyeler gitmişti, herşey hazırdı. Sonra New York ve Washington'dan o korkunç haberler geldi. Hepimiz altüst olmuştuk. 'Ne yapalım?' diye sordum oradakilere.. 'Sen çalmaya devam et' dediler. Herkes üzgündü. Düşündügüm konser bu değildi tabii ki. Ve Fragile şarkısını söyledim.. Günün anlamına da uydu. Bu şarkı aslında John Lennon'un ölümü üzerine yazılmıştı. Ölüm karşısında ne kadar zayif ve kırılgan olduğumuzu bir kere daha hatirladik. Ama herşeye rağmen müziğe devam etmeliydik. Terörizmin amacı da zaten bizi hayata bağlayan güzel şeylerden koparmak, öldürmek değil mi? Hayata bağlı kalmak, terörizm karşısında takınmamız gereken tavırdı."

"Ben çok şanslıydım her zaman. Benden daha iyi müzisyenlerle çalıştım.Onların yeteneklerini zorlayacak şarkılar yazıyordum ve onlar coşkuyla çalıyorlardı. Ben de onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Zaten hayat gizemli bir yolculuktur, öğreneceğiniz şeyler hiç bitmez. 50 yaşıma geldim ve bir elli yıl daha öğrenmeye devam edebilirim yani..."

Englishman in New York şarkısı için TIK'layın
Shape of My Heart şarkısı için TIK'layın
Fragile şarkısı için TIK'layın

 


Müzik ve Nostalji yazıları için TIK'layın

'Eskinin Adamıyla Nostaljinin Sesi' radyo programına SESLİ mesajla katılmak için TIK'layın!
"Eskinin Adamıyla Nostaljinin Sesi" radyo programına SESLİ mesajla katılmak için TIK'layın!


Müzik Zevkinizi Kendiniz mi Belirliyorsunuz?


Rock Müzik Dinleyicisinin "Kimse Bilmiyor" Sevinci


Sokak Çocuğu Ali ve 'Aşkımı Süpürmüşler' Şarkısı


Sosyal Medyada Paylaşılan Matematik Sorularının Arkasında Ne Yatıyor?


INTERNET aleminin EN KLAS nostalji radyosu - DİNLEMEK İÇİN TIK'layın!