Mutluluğun Formülü

Akaretler yokuşundan yukarı çıkıyorum gece vakti.
Üstüne üstlük Saadettin Kaynak'ın Dertliyim Ruhuma Hicranımı Sardım da Yine şarkısını mırıldanmaktayım.

Aa, o ne?
"Sensiz karanlıktır her günüm Leyla.." dizesinden sonrası aklıma gelmiyor. Ya bu ne iştir?
Arada bir şeyler daha olacak, sonra ".. üzgünüm Leyla" diye devam edecekti şarkı.
Ama, işte orası neydi?

(Bu şarkıyı rahmetli Zeki Müren söylerdi hakkıyla. Bir de Gönül Yazar'ın yorumunu severdim ben.)

Çıldıracağım.. Yoldan geçen taksileri çevirip şoföre "Birader, nasıldı bu şarkının sözleri?" diye sormak geliyor içimden ama, taksici esnafından sokak ortasında dayak yemek düşüncesi beni ürpertmekte.

Böyle durumlarda, o hatırlayamadığın detayı kafaya taktın mı, öldür Allah hatırlayamazsın. Başka şarkıya geçmek lazım. İTÜ Maçka kampüsünün önünde "Derman Kar Eylemez" şarkısına geçtim. Ama durum daha feci! Bu şarkının hemen hemen hiçbir yerini doğru hatırlamıyorum ki...

Şarkı sözü deyip de geçmemek lazım. Hepimizin hayatında bazı şarkıların özel bir yeri olur. Bazen de şarkıların sözlerinde derin anlamlar keşfederiz. Mesela o şarkının sözlerini duyduğumda kulaklarıma inanamadım, ama gerçekten öyleydi:

"Çık güzelim çık ortaya çık
Aşktan saklanmak ne demek?
Mutluluğun formülü çok açık
Bir sen, bir ben, bir de bebek..."

(Üstelik bu şarkıyı ilk kez duyduğumda, Fatih Ürek söylüyordu Kanal D televizyonunda. Bu olay bile kendi başına şok ediciydi zaten.)

Absürditenin inceliğine ve güzelliğine bak! Madem bebek yapmak mutluluğun bu kadar açık formülü, hızlı nüfus artışına rağmen bu millet hala neden mutlu değil diye düşünmekten insan kendini alamıyor...

Döndürüp dolaştırmanın gereği yok, lafın sonunu baştan söyleyelim:
Mutluluk dediğin şey, bir yanılsamadan ibarettir!

Albert Camus'ye bakacak olursak, mutsuzluk bilmemekten ve umut etmekten kaynaklanır. Eğer "bilir" ve "umut etmezseniz" mutlu olma şansınız var. Yani teorik olarak...

Zaten insanı mutlu eden şeylerin hepsi ya yasaktır, ya günahtır ya da şişmanlatıcı etkiye sahiptir. Eh, n'oolacak şimdi?

Her ne kadar Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi marifetiyle 'İnsanların mutluluk arama hakkı' siyasi literatürde yer almış da olsa, ne dinlerin ve sair ilahi düzenlemelerin ne de politik sistemlerin insanlara 'mutluluk sağlama' gibi bir taahhüdü yoktur.

Bakın size bir ipucu vereyim: Sizlere mutluluk, aydınlık günler, şahlanan Türkiye vesaire vaad eden politikacıların hepsi de yalancıdır. Benim bir politikacıdan farkım sizleri doğruları söylüyor olmam...

Voltaire'in Candide adlı eserinde
(laf aramızda, adam bu romanı üç günde yazmış bitirmiş. İşe bak! Ne zaman mı? Ya kardeşim herşeyi de ben mi anlatacağım size? Sizin evde ansiklopedi falan yok mu?)
romanın kahramanı çıktığı uzun yolculuğun son demlerinde İstanbul'a varır ve bilge bir dervişe hayatın anlamını sorar.
El cevap: "Sana ne be adam? Bu senin işin mi ki?"

"Ama efendim.. Dünyada bu kadar acı ve sefalet var. Bütün bunlar neden oluyor?" diye üsteler kahramanımız.

Velakin bilge dervişin cevabı bize umut vermez:
"İyilik olmuş, kötülük olmuş, bundan ne çıkar?
Padişahımız Mısır'a bir gemi yolladığı zaman içindeki sıçanların rahatını düşünüyor mu?"

Hadi buyrun buradan yakın!..

Tim Burton'ın 1988 yapımı BeetleJuice (Beterböcek) diye fantastik bir kara mizah filmi vardı. Filmi seyretmiş olanlar bilirler, genç bir çift trafik kazasında ölür ve hayalet olarak eski evlerine dönerler. Fakat başlarından dert ve sıkıntı eksik olmaz. Sorunlarına çözüm bulmak için gittikleri danışman sorar bunlara:
  "Evet, sizin sorununuz nedir?"
  "Biz çok mutsusuz.."
diye cevaplar kadın
Danışman hiç de umursamaz: "Ne bekliyordunuz ki? Siz ölüsünüz.."

Şimdi şu kara mizahın tadını çıkaralım. Öldükten sonra da herhangi bir "mutlu olma" durumu söz konusu olmayabilir.

Yukarıdaki dialogu 'yaşayan' insanların dünyasına aktarsak farklı mı olacaktı?

Sıkıntılarınızdan bunalıp bir psikiyatriste gittiğinizi varsayalım:
  "Doktor, ben çok mutsuzum..."

Psikiyatrist önce size bu durumun 'çok normal ve olağan' olduğunu anlatarak işe başlayacak. Sonra da size mutsuzluğunuzun nedenlerini bir bir bulup çıkaracak. Hatta bu işi de size yaptıracak. Ve böylece siz de 'ruh sağlığınızın sapasağlam olduğunu bilerek' mutsuz olmaya devam edebileceksiniz. Ne güzel!

Eskiden nedenini bilmeden hasta ve mutsuz oluyorduk. Bugün nedenlerini anlamak şansımız var hiç olmazsa... Dedelerimiz psikanalizi bilmeden yaşamlarını nasıl sürdürebilmişler diye insan hayret ediyor.

Dünya düzeni açısından olaya bakacak olursak, kapitalizm sizin mutlu olmanızı istemiyor değerli dostlar. Çünkü mutlu insan daha fazla tüketim yapmaz! Sizin sürekli mutsuz olmanız gerekiyor ki onlar da size mutlu olabilmeniz için hayaller satabilsinler… Kendinizi daha iyi hissedebilmek adına daha fazla ürün satın almaya yönlendirilmeniz hep bu yüzden.

* * *

Demek ki neymiş? Mutluluk peşinde koşarak kendinizi heba etmeyin. Siz kuyruğu dik tutmaya bakın. Başınız öne eğilmesin, aldırmayın...

Yazıyı da şöyle bağlayalım da mesajımız iyice anlaşılsın:

Kendinizi iyi hissediyorsanız, telaşlanmayın! Birazdan geçer...

Oradan aklıma ne gelse iyi, Fransızca bir şiirin ve bir de romanın adları
(Fransızca bilenler bilmeyenlere anlatsın hesabı)

Il n'y a pas d'amour heureux
Louis Aragon

Bonjour Tristesse
Françoise Sagan

Derken o şarkının hatırlayamadığım kısmı, Teşvikiye'de kendiliğinden dökülüverdi:

"Ayrılık mecnuna döndürdü beni, dertliyim, dertliyim yürekten, üzgünüm Leyla.."

 


Müzik ve Nostalji yazıları için TIK'layın

'Eskinin Adamıyla Nostaljinin Sesi' radyo programına SESLİ mesajla katılmak için TIK'layın!
"Eskinin Adamıyla Nostaljinin Sesi" radyo programına SESLİ mesajla katılmak için TIK'layın!


Müzik Zevkinizi Kendiniz mi Belirliyorsunuz?


Rock Müzik Dinleyicisinin "Kimse Bilmiyor" Sevinci


Sokak Çocuğu Ali ve 'Aşkımı Süpürmüşler' Şarkısı


Sosyal Medyada Paylaşılan Matematik Sorularının Arkasında Ne Yatıyor?

En sevdiğiniz şarkıların arkasındaki öyküler ve ötesi
Emmanuelle 'i Hatırlarken


Bir Ejder Efsanesi: BRUCE LEE


Yeşilçam'da Seks Filmleri Furyası